Eğlence ve AktivitelerKültür ve SanatMedya ve YayınEğitimCiciPediaÇocuk Rehberi
Anasayfa
Cicicee /
Özel Dosyalar / Karlar Ülkesi (Frozen) Sinemalarda / Karlar Ülkesi (Frozen) Prodüksiyon Notları

Karlar Ülkesi (Frozen) Prodüksiyon Notları

A+ A-

“Bizim filmimiz Andersen’in klasikleşen masalı 'Kar Kraliçesi'nden esinleniyor" diyor, yönetmen Chris Buck. “Fakat 'Karlar Ülkesi' oldukça duygusal ve pek çok aksiyon, macera, sihir ve unutulmaz karakterle dolu, kendimize ait bir hikaye.”

“Bizim hikayemiz, ailenin gücüyle ilgili çok basit bir fikirle başladı ve bizim önceden hayal edebileceğimizden çok daha muazzam bir hale geldi,” diye ekliyor filmin senaryosunu yazan yönetmen Jennifer Lee. “Filmin konusu, bir ailenin destansı yolculuğu, korkunun üstesinden gelip sevginin gerçek anlamını bulma çabası üzerinden işlenen sevgiye karşı korku teması.”

Filmin yapımcılığını Peter Del Vecho, baş yapımcılığını ise John Lasseter üstleniyor. “En başından beri çok özel, neredeyse sihirli bir film yaptığımızı hissediyoruz,” diyor Lasseter. “Bu filmle inanılmaz gurur duyuyoruz. 'Karlar Ülkesi', uzun bir geçmişe dayanan kökleri, güçlü karakterleri, inanılmaz hikaye anlatımı ve tamamen bugünün seyircisine hitap eden görkemli görüntüleriyle bizim Walt Disney Animation Studios’daki mirasımızı şereflendiriyor.”

Buck(Disney Animation emektarı ve "Tarzan", "Surf’s Up" gibi Oscar’a aday olan filmlerin yönetmeni) ve Lee (Oscar adayı "Oyunbozan Ralph"in senaristi ve Disney Animation tarihinin ilk kadın yönetmeni) filmi yönetmek için el ele verdiler. "Jennifer ekibe ilk yazar olarak katıldığında, Chris ve Jennifer’ın ortaya koydukları bireysel hassasiyetin neredeyse sihirli olduğu açıkça görüldü" diyor, Del Vecho.

"Jennifer Lee ve Chris Buck arasında kusursuz bir denge var," diyor Anna’yı seslendiren Kristen Bell. "Chris’in Disney’de uzun bir geçmişi var. Birçok gemiye kaptanlık etti ve bu deneyimlerini bu işe yansıtıyor. Jennifer, filmin ana temalarına muhteşem tuhaf, yeni fikirler ve şampiyonlar katıyor ve ikisinin birlikte dans ediş biçimlerine, sonunda bu harika sahnelerin ortaya çıktığı fikir alışverişlerine bayılıyorum. Bir oyuncu olarak böyle bir ortamda çalışmak gerçekten çok kolay."

"Ekibimiz kar ve buzlu mekan konusunda çıtayı gerçekten yükseltti," diye ekliyor Buck. "Animasyonda kar manzarasını inandırıcı kılmak hiç de kolay bir şey değil. Ekibimiz çok geniş bir araştırma yaptı ve bu dünyanın en iyi şekilde görünmesi için çığır açıcı bir teknoloji yarattı. Şu ana kadar yapılanlardan çok farklı, çok güzel bir film yaptılar."

“Karlar Ülkesi” nefes kesici renklerle birlikte Norveç’in benzersiz mimarisi, kültürü ve geleneklerinden de fikirler almış. Del Vecho şöyle diyor: “Bu hikayenin size büyük bir ustalıkla içine sürükleyen destamsı bir akışı var. O yerin gerçekten var olduğuna inanıyor, sihrini hissediyorsunuz. Bir film izlediğinizi unutuyorsunuz.”

“Bu, Disney’deki her film yapımcısının, oyuncunun ve animasyoncunun başarmak istediği şey,” diye devam ediyor Del Vecho. “Burada, Walt Disney Animation Studios’da “Karmakarışık” ve “Oyunbozan Ralph” gibi filmler “Karlar Ülkesi”nde bu başarıyı yakalamamız için bize  yol gösterdiler. Filmi yükseltmemize, bu genişlikte bir hikaye ve böyle farklı, olağanüstü yollardan seyirciye dokunabilen karakterler yaratmamıza yardımcı oldular.”

Film Yapımcıları, Sevilen Masaldan Esinlenerek Modern ve Sempatik Bir Hikaye İnşa Ediyorlar

“Karlar Ülkesi”, Hans Christian Andersen’in ilk kez 1845 yılında yayınlanan, Walt Disney’in kendisinden bu yana Disney film yapımcılarının ilgisini çeken “Kar Kraliçesi” masalının temel unsurlarından yola çıkmaktadır. Fikir, elbette, orijinal hikayenin duygusunu ve ana temalarını koruyup 1989 yılında beyazperdeye uyarlanan Andersen’in diğer bir masalı “Küçük Denizkızı” gibi Disney klasiklerinin ruhunu taşıyan, film yapımcılarına kendi hikayelerini anlatmak için esinlenebilecekleri kreatif bir özgürlük tanıyan bir film yapmaktı.

İyiyle kötü arasındaki mücadelenin hikayesi olan Andersen’in “Kar Kraliçesi” masalı, genç Kai’ın dünyayı olumsuz bir açıdan görmesine neden olan kırık bir aynadan bahsediyor. Yönetmen Chris Buck bu hikayeyi konu almaya birkaç yıl önce karar vermiş. “O mücadeleden ilham aldık ve Andersen’in paylaştığı mesajın tamamını çok beğendik,” diyor Buck. “Aynı zamanda hikayede Kai’ı kurtarmak isteyen kız Gerda da dikkatimizi çekti. Onun ana özellikleri, iyimserlik, sevgi, güç ve kararlılık, Anna’yı şekillendirmeye başladı.”

Fakat senaryo ekibi Kar Kraliçesi’nin kendisinden büyülenmişlerdir. Ekibe ilk önce yazar olarak katılan daha sonra Buck ile birlikte yönetmen koltuğuna oturan Jennifer Lee’ye göre Andersen’in ana karakter versiyonu biraz esrarengiz. “Orijinal hikayede bu karakter doğada biraz daha sembolik,” diyor Lee. “Karlar Ülkesi”nde onun kendi sesinin olması gerektiğini biliyorduk.”

“Biz bu filmin hem bu zamana uygun hem de zamansız olmasınız istedik,” diye sürdüyor sözlerini Lee. “Herkesin anlayacağı modern bir şeyin peşindeydik ve fark ettik ki, korku genellikle negatif bir izlenim uyandıran, ilişkilerimizi tehdit eden bir öğe. Her bir sahne kendi açısından bizim aile, sevgi, korkuya karşı gerçek aşk temalarımızı destekliyor. Elsa’yı motive eden şey de korku.”

Elsa’nın kar ve buz yaratma gücüyle baş edemediği, o ve Anna çocukken oyun oynadıkları bir anda ortaya çıkıyor. Elsa’nın sihri, küçük Anna’yı çok etkiliyor. Kızlar evlerinin içinde bir kardan adam yapıp adını Olaf koyuyorlar ve karların ortasında oynuyorlar. Fakat sihir Elsa’nın kontrolünden çıkıyor ve Anna’yı yaralıyor. Sonrasında Elsa her gün Anna’yı yeniden incitme korkusuyla yaşıyor ve bunun sonucunda en çok sevdiği insanı kendisinden uzak tutuyor. “Bu olayı hiç hatırlamayan Anna, Elsa’ya ulaşmaya çalışarak büyüyor,” diyor Buck.

Yönetmenlerle ve hikaye ekibiyle işbirliği içinde çalışan Kristen Anderson-Lopez ve kocası ve şarkıları birlikte yazdığı Robert Lopez, Anna’nın kız kardeşi tarafından vurulduğu görüntüden çok etkilenmişler. “Çocukluğu boyunca suratına kapıların kapandığını görmekten daha çok ne size bu kızın tarafına çekebilirdi ki?” diye soruyor Anderson-Lopez.

“Anna’nın duygularından faydalanmamız gerekiyordu,” diye sürdüyor sözlerini Anderson-Lopez. “Onu anlamamız ve bu şapşal, iyimser genç kadının dünyasında neyin eksik olduğunu anlamamız gerekiyordu. Filmde iki kız kardeşi kapalı kapının iki tarafında gördüğümüz o an, filmdeki en açığa çıkan anlardan biridir.”

Film yapımcıları Elsa’nın taç giyme töreninin sabahının Anna için yeni bir başlangıcı temsil edebileceğini fark etmişler. Senaryo ekibi Anna’nın büyümüş halini bir şarkıyla tanıtmak istemişler fakat bu yapılması çok zor bir şeymiş. “O şarkı tam bir cetin cevizdi çünkü pek çok işlevi olması gerekiyordu,” diyor Anderson-Lopez. “O şarkıyı Anna’yı iyimser, aktif bir insan olarak ama aynı zamanda film süresince aydınlatılması gereken biri olarak tanıtmalıydı.”

Çözüm – ve de şarkının adı “For the First Time in Forever” – senaryo ekibinin bir toplantısından çıkmış. Aralarından biri hikayenin bir noktası olarak ‘for the first time in forever’ demiş ve bu kelimeler Walt Disney Music başkanı Chris Montan’ın dikkatini çekmiş. “’İşte bu! Bu, Anna’nın şarkısı!’ dedim,” diyor Montan. “Dönüm noktası haline gelen bir andı. ‘For the first time in forever, I'm going to be free.  I might meet somebody. I might live my life.’ Gerçekten çok heyecan vericiydi.”

Bu şarkı, Anna’nın iletişim kurmak için duyduğu arzuyu resmediyor. Aynı zamanda ablası Elsa’dan ne kadar uzak kaldığını da gösteriyor. Kopan aile bağları hikayesi, Anna, Elsa ile yüzleşip ablasının bastırdığı duygularını serbest bırakmasıyla herkesin Elsa’nın sırrını bir kış patlamasıyla öğrendiği an yön değiştiriyor. Elsa, ardında soğuk ve buzlu bir krallık bırakarak Arendelle’den kaçıyor ve en başından beri aradığı özgürlüğe kavuşuyor.

“Bu özgürlük aslında filmin müziği için belirleyici an haline geldi,” diyor şarkı yazarı Robert Lopez. ‘Let It Go’ film yapım ekibinin beğendiği ilk şarkıymış. “Bu bizim temel taşımızdı,” diyor Lopez. “Yazabileceğimiz en iyi, en güçlü şarkıyı yazmak istiyorduk çünkü şarkıyı Idina Menzel’in söyleyeceğini – ki kendisi harikalar yaratır – ve seslendirdiği karakter Elsa’nın hayatında destansı bir deneyim yaşıyor olacağını biliyorduk.”

Bu şarkı, film yapımcıları tarafından çok beğenilmiş. Hatta o kadar beğenilmiş ki, sahneler üzerinde yeniden düşünmüşler. “’Let It Go’ hepimizin bu filme ait olduğunu düşündüğümüz ilk şarkıydı çünkü Elsa’nın karakterinin şekillenmesine yardım etti,” diyor Lee. “Onun ne hissettiğine dair o kadar dokunaklı ve güçlü bir mesaj veriyor ki, onun o zamanda kendisini nasıl o sarayda bulduğunu göstermek için bu şarkıyı destekleyip kazanmak zorundaydık.”

Elsa’nın uzun süredir sakladığı sırrını fark edince Anna işleri düzeltmek için çok büyük önlemler almaya karar veriyor. Elsa’yı bulmak için çıktığı yolculukta bu maceraya katılmayı pek istemeyen dağ adamı Kristoff’tan yardım istiyor. Kristoff ve Anna kötü hava koşullarına, kurtlara ve onları – ve de seyirciyi – gafil avlayan, tuhaf bir biçimde tanıdık gelen kardan adam Olaf’la karşılaşıyorlar. “Elsa, Arendelle’den kaçtıktan sonra,” diyor Lee, “çok uzun zamandır gizlediği sihrini kullanmaya başlıyor. Yarattığı kardan adam, çocukken Anna ile birlikte oynadıkları zamanların tatlı anılarından çıkageliyor. Olaf, o saflığın, masumiyetin ve çocukluk eğlencesini temsil ediyor. Ona bu anlamı yüklediğimiz anda o da havalanıyor. Onda da çocuklardaki gibi bir komiklik var. Dünya onu hiç etkilememiş. Sevgiye karşı korkuyla cebelleşmeyen tek karakter o. O, sevginin kendisi.”

Del Vecho’ya göre, Olaf, “Karlar Ülkesi”nin gerçek güzelliğini temsil ediyor. “Bu film ters köşelerle dolu. Seyircinin bir Disney filmin beklediği her şey bu filmde var . Eğlenceli ve duygu yüklü bir film ama aynı zamanda size hiç beklemediğiniz yerlere götürüyor. Bu filmin en sevdiğim yanı bu.”FİLM YAPIMCILARI EPİK

Macera İçin Sahne Kuruyorlar!

“Karlar Ülkesi”nun senaryosu kar ve buzla dolu, fiyordların ve dağların olduğu etkileyici bir mekan gerektiriyormuş. Film yapımcıları, Hans Christian Andersen’in İskandinavya’da geçen masalından ilham almışlar. Prodüksiyon ekibi, bir fiyordun üzerinde duran ve ahşap kilise gibi klasik Norveç mimarisinden öğeler barındıran kurgusal Arendelle krallığı için Norveç’e yaptıkları geniş kapsamlı geziden referans almışlar. O sarp kayalar, görkemli arkaplan Anna ve Kristen’in yolculuğu için kusursuz bir mekan oluşturmuş.

Aldıkları ilham mekanın da ötesine geçerek karakterlerin dış görünüşünü, kostümlerini, ulusal kıyafetler içinde keşfedilen ihtişamlı detayları ve aynı zamanda örgülü saç stillerini de etkilemiş.

Geniş kapsamlı bir araştırma yapılmış ve “Karlar Ülkesi” ekibinin üyeleri, hem inandırıcı hem de ilham verici bir dünya tasarlamak için uzmanlara danışmışlar. Kardan, buzdan, Anna ve Elsa’nın saç örgülerine kadar pek çok unsur görüntüleri son hallerine getirebilmek için önemli teknolojik yenilikler gerektirmiş.

Mekan

“Bu bir anlamda bir yol filmi, bu yüzden mekan ve hikaye iç içeler,” diyor yönetmen Chris Buck. “Akıl danıştığım ilk insanlardan biri Eric Larson isimli bir adamdı. Walt Disney’in Dokuz Yaşlı Adam’ından biri. Eric her zaman şöyle dedi: “Gerçek bir dünya yaratmak zorunda değiliz ama inandırıcı bir dünya yaratmak zorundayız.” Bizim mekanımız Norveç’in bir taklidi olmayacaktı. Oraya göndermeler yapmak istiyorduk ama kendi mekanımızı yarat”tık. Seyirciye çok tanıdık gelecek ve karakterleri mantıklı bir zemine oturtacak.

Sanat yönetmeni Mike Giaimo bu film üzerinde çalışmaya başladığında ilk araştırmaları arasında İskandinav ülkeleri ve kültürleri üzerine yazılan kitapları taramak ve hatta Kaliforniya, Solvang’ı gezmeye gitmek varmış. Çalışmalarının bu ilk evresinde spesifik ayarlamaları düşünmeden beğendiği görselleri belirlemiş. Fakat Solvang’a gidip geldikten sonra Giaimo bir bölgede yoğunlaşma zamanının geldiğine karar vermiş. “Başlangıç noktası olarak bir kültürü ya da bir yeri benimsemek genellikle o işin sonucuna kesinlikle bir doğruluk katıyor,” diyor. “Hoşuma giden tüm görsellere yeniden bakmaya başladığımda çok ilginç gelmişti çünkü görsellerin yüzde sekseni Norveç’e aitti.”

“Gelecek nesillerin hemen tanıyacakları, büyüleyici ve dinamik bir ortama sahip olan samimi bir dünya yaratmak istedik,” diyor Giaimo. “Norveç bize daha önce hiç bilmediğimiz bir kültürel arka plan sundu ve biz de “Bu muhteşem doğal ortamı, mimariyi ve yerel kostümleri estetikle birleştirmek harika olmazla mı?” diye düşündük. Klasik bir Disney filminden bir yer gibi görünüyor ama aslında tamamıyla yeni. “

Giaimo ve ekibi, atmosferi solumak, mimarisine bakmak ve yerel kültürünü, mitolojisini araştırmak ve kurgusal krallık Arendelle için doğadan ilham almak amacıyla Norveç’e gitmişler. Arabalar, trenler ve teknelerle hisarları, kaleleri, mağazaları, katedralleri, fiyordları ve buzulları gezdiler. Arendelle kalesi için ilham almak amacıyla ekip Oslo’nun ortaçağdan kalma Akershus Kalesi’ne ve İskandinavya’nın en büyük ahşap binalarından biri olan, Trondheim şehrindeki Stiftsgården Royal Palace’ı ziyaret etti. Sanatçılar, Norveç’in en uzun fiyordu olan, 205 kilometre uzunluğundaki Geirangerfjord ve Sognefjord’da tekne turuna çıktılar. Fiyordlar, Norveç coğrafyasının çok iyi bilinen manzaralarıdır. Hatta Geirangerfjord ve the Nærøyfjord, UNESCO Dünya Mirası listesindedirler.

Filmin nasıl bir şey olacağı konusunda zihinlerinde net bir görüntü beliren film yapımcıları bunu gerçekleştirmenin yollarını aramaya başlamışlar. Kilit görevlerden biri de kar yağdırmakmış.

Kar yağsın!

“Kar Kraliçesi” adlı bir masaldan esinlenilen bir film olarak film yapımcıları en başından beri “Karlar Ülkesi”nde bir kış ortamı olacağını biliyorlarmış. Bu, yönetmen Chris Buck’ı bu projeye ilk çeken faktörlerden biriymiş. “Bu hikaye bize seyirciye sadece izleyip eğlendikleri bir filmden daha fazlasını, hissedebilecekleri bir mekan, gitmek isteyecekleri, o karakterlerle birlikte yaşamak isteyecekleri bir mekan verme fırsatını sağladı.”

“Karlı ve buzlu bir arka plan bir yandan bize her şeti mümkün kılan o güzel alanı sağlarken,” diyor Buck, “bir yandan da bunu doğru düzgün yapmak, inandırıcı kılmak, gerçek bir zemine oturtmak ve sonra da sihirli bir hale getirmek çok zor bir işti.”

Böylece Walt Disney Animation Studios ekibi -teknoloji biriminden sanat yönetmenliğine, animasyondan özel efektlere kadar- gerçek anlamda nasıl kar yağdıracaklarını öğrenmek zorundaymış. İlk zorlu görevler arasında karın çeşitli yüzeylerinin görüntülerini -ıslak kar, pofuduk kar- ve ayaklar ya da kumaşlarla temasa geçtiğinde karda oluşan tepkimeleri doğru vermek varmış. Yazılım baş mühendisi Andrew Selle’e göre "Karlar Ülkesi"nde kara ana karakter muamelesi yapılmış ve özel ilgi gösterilmiş. "'Kar nasıl davranır ve en önemli özellikleri nelerdir?' diye sorduk" diyor, Selle. "O bir sıvı değil. Tam olarak katı da değil. Dağılan bir şey. Sıkıştırılarak kar topu da olabiliyor. Bütün bu farklı efektleri aynı anda yakalamak çok zor. Bu yüzden bu işi bizim için yapacak bir simulatöre ihtiyaç duyduk. Matterhorn adında bir kar çözücü teknoloji geliştirdik."

Bu araç özellikle karakterler karın içinden yürürken çok yararlı olmuş. Karın her bir adıma doğal olarak tepki vermesini garantilemiş. “Onu birkaç sahnede kullanacağımızı düşünüyorduk,” diyor efekt süpervizörü Dale Mayeda. “Fakat sonuçlar harika olunca tüm yapım boyunca kullandık.”

Mayeda ve arkadaşı olan efekt süpervizörü Marlon West derin kar görmek için Jackson Hole Wyo.’ya giden sanatçı ekibinin içindeymişler. Adımlarının etkisiyle oluşn tepkimeyi görmek, karın kumaşlarla nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamak için çeşitli kıyafetler giymişler. Bunların arasında uzun etekler de varmış. “Bileğe, dize, bele kadar karın için yürüyen karakterlerimiz var,” diyor West. “Bu yüzden karın nasıl görünmesi ve hissedilmesi gerektiğini anlamak için gereken şey etek giymekse onu da yapmaya razıydık.”

Daha sığ kar için de Snow Butcher denen özel bir araç geliştirilmiş. Bu, sanatçıların karda ayak izi yapmalarına ve karın içinden ağır ağır yürürken kenarlarda biriken karları göstermelerine yardımcı olmuş. Film yapımcıları aynı zamanda yaptıkları animasyonun otantikliğini garanti altına almak için kar uzmanlarına da danışmışlar. Kar taneleri ve nasıl oluştukları hakkındaki engine bilgisinden yararlanmak için Cal Tech’ten Dr. Ken Libbrecht’i çağırmışlar. Kontrollü bir ortamda kar taneleri oluşturan ve gelişme aşamalarını videoya kaydeden Libbrecht nem ve diğer koşulların dallanma ve kaplama süreçlerini nasıl etkilediğini, bu nedenle de hiçbir kar tanesinin bir diğerinin aynısı olmadığını anlatmış. Onun uzmanlığı film yapımcılarının “Karlar Ülkesi” için 2000 adet benzersiz kar tanesi şekli geliştirmelerine yardımcı olmuş. Ayrıca Elsa’nın buzdan sarayını tasarlarken dallanma ve kaplama bağlamını geliştirmişler.

Buz Ev

Film yapımcıları en başından beri Elsa’nın gizli güçleri ortaya çıkınca onun bu sihri kullanarak buzdan bir saray yapacağını biliyorlarmış. “Prodüksiyon ekibinden birkaç kişiyi ışığın nasıl yansıdığını ve kar ve buzun üzerinde nasıl kırıldığını görmeleri için Quebec City’de bir Buz Otel’e gönderdik,” diyor yapımcı Peter Del Vecho.

Her yıl yeniden inşa edilden ve dört ayakta kalan bu yapı 15 bin ton kar ve 500 bin ton buzdan yapılıyor. Duvarların bazıları 120 santimetre kalınlığında. “Soğuk,” diyor oteli ziyaret eden Buck. “Güneşin buzun üzerinde kırılışını izlemek inanılmazdı. O an Elsa’nın sarayının göz kamaştırıcı olacağını anladık.”

Ama kolay olmamış. “Elsa’nın sarayını inşa ettiği tek bir sahne için 50 kişi bu teknoloji üzerinde çalıştı,” diyor Lee. “O sahne o kadar karmaşık ki, tek bir kareyi resmetmek 30 saat sürdü. Bu, bu ekibin bu film için ne kadar çok çalıştığının harika bir örneği. Film de bunu belli ediyor zaten. Çok güzel oldu.”

Bu sahne için özel ışıklandırma ve sarayın gerçekten Elsa’nın sihirli hareketleriyle oluştuğunu gösteren bir koreografi gerekmiş. “Buzu inandırıcı kılmak, görüntüsünü cam ya da plastikten farklı kılmak çok zor bir iş,” diyor sinematografi yönetmeni Mohit Kallianpur. “Buz, içinden çok fazla ışığın geçtiği ve kırıldığı oldukça yansıtıcı bir düzlem ve bu yüzden bulduğumuz yeni tekniklerin yanısıra hiç olmadığı kadar çok ışın izleme kullanmak zorunda kaldık.”

“Karlar Ülkesi” için sanatçıların daha doğal bir görüntü elde etmek adına buza kırağı gibi dokuları uygulamalarını mümkün kılan yeni gölgelendiriciler tasarlanmış. Aynı zamanda sanatçıların buzun görüntüsünü daha kolayca –tek bir sahne içinde net halinden donmuş haline ve yeniden net haline- değiştirmelerini sağlayan değiştirici denen aletler yapmışlar.

“Bu filmin kapsamı ve  skalası devasa,” diyoe Kallianpur. “Karakterlerin sayısından kostümlerin sayısına ve her bir karakterin saç stili değilişikliklerine kadar eşi benzeri görülmemiş bir yapım.”

Herkes Giyinmiş

Giaimo ve ekibi, Noveç “bunad”ından – ince ayrıntılara ve renkli tasarımlara sahip geleneksel halk kostümlerinden ilham almışlar. Çok detaylı ve katmanlı kıyafetler için bazı teknik hazırlıklar gerekmiş.

Katmanlar CG sürecinde kolayca anlaşılmıyor. Bu yüzden kostümlerin görüntüsünde ve hareketindeki otantikliği garanti etmek için kostümleri farklı bir biçimde tasarlamak için bazı geliştirmeler gerçekleştirildi.  Bu filmde, bu filmden önceki bütün Walt Disney Animation Studios’un animasyon filmlerinin toplamında kullanılanın iki katı kadar kumaş hilesi kullanılmış. Sonuç, her bir karakter için (arka plan karakterleri de dahil) çok daha sofistike, dinamik ve gerçekçi kıyafetler olmuş.

Buna ek olarak, film yapımcıları “Karlar Ülkesi”ndeki kostümleri yaparken dijital desen yapıcı teknikler kullanmışlar ve kostümlerin gerçek bir aksiyon filminde hareket ettikleri gibi hareket etmelerini sağlamak için gerçek hayattaki özellikleri taşıyan kumaşlar tasarlamışlar.

Sanatçılar Norveç’in zengin kültüründen ilham aldıkları geleneksel tarzla kendi sihirlerini karıştırabilmişler. “Norveç kıyafetlerinin otantikliğiyle Hollywood ışıltısını biraraya getirip tamamen kendimize ait olan bir tarz yarattık,” diyor Giaimo.

Örneğin, Norveç tarihi boyunca rastlanan bir dekoratif halk sanatı olan “rosemaling”e film boyunca rastlanıyor – kıyafetlerde, mimaride ve hatta Elsa’nın sihrinde ve yarattığı buzdan şeylerde. Ama Giaimo için ışıltı kategorisinde bir numara Elsa’nın Kar Kraliçesi kostümü. “Muhtemelen filmdeki en göz alıcı kıyafet ve belki animasyonda yapılan en çarpıcı elbise.”

“Tasarlaması büyük bir zor görev olan kostümler pek çok değişiklik geçirdiler,” diyor sanat yönetmeni. En önemli detay da –güya- 3,6 metre uzunluğundaki pelerine. “Buz kristallerinden yapılmış, tarifi zor bir pelerin,” diyor Giaimo. “Arkasında daha küçük kar taneleriyle bezenmiş onun imzası olan büyük kar taneleri var.”

Saçlar

“Karlar Ülkesi”ndeki karakterlere Norveç kültüründen esinlenilen geleneksel saç modelleri uygulanmış. Saç örgüleri ve kullanılan çok çeşitli saç modelleri, prodüksiyon ekibini zorlamış.

Sıra Elsa’nın Arendelle’den kaçtıktan sonra kazandığı cesaretine geldiğinde film yapımcıları Güney Kaliforniya’da olmalarının avantajını kullanmışlar. Ünlülerin saç stilisti Danilo, Burbank stüdyolarına gelerek birçok çeşitli saç modeli denemiş ve sonunda Elsa’nın dikkat çekici saç modelini bulmuş. 420 bin adet saç teliyle Elsa, normal bir insanın dört katı kadar saça sahip. (“Karmakarışık”taki meşhur Rapunzel’in 27 bin adet upuzun saçı vardı.)

Elsa ve Anna’nın daha geleneksel olan saç stilleri için daha da fazla kaynak gerekmiş. Saç konusunda Walt Disney Animation Studios’u en çok zorlayan film “Karmakarışık” gibi görünse de “Karlar Ülkesi” saç işini başka bir boyuta taşımış. Tonic adı verilen bir program (üst düzey yazılım mühendisi Brian Whited – Disney’in Oscar ödüllü kısa filmi “Paperman”in yapılmasını mümkün kılan Meander yazılımının yaratıcısı – tarafından yaratıldı) adı verilen bir program geliştirildi. Bu program sanatçıların saçı karakterin kafasında gruplamalarına ve istedikleri yönlere yönlendirmelerine yardımcı oldu. “Tonic tasarlanıp çalıştığında saçları hazırlayan dış görünüş sanatçılarımız Elsa’nın detaylı saç örgüleri gibi zor bir tasarımı birkaç gün içinde yaptılar,” diyor karakter animasyonu süpervizörü Frank Hanner. “Tonic olmasaydı bunu yapmak birkaç hafta sürerdi.”

Saçın hacme dayalı heykelsi temsili, ana karakterlerin dış görünüşlerini culture uygun şekilde stylize etmek için çok önemliymiş. Var olan tarak/fırça tekniği saç örgülerinde işe yaramazmış. Tonic sayesinde sanatçılar saç tutamlarını itip çekebilmişler. Bu hem örgülü hem de diğer saçlarda (Anna’nın filmin başındaki yataktan kalktığı saç şekli gibi) etkili olmuş. Fakat film yapımcıları Tonic’i sadece filmin kadın karakterlerine ayırmamışlar. Aynı zamanda kurtların ve atların sahnelerinde de kullanmışlar. Hatta Sven’in tüylü boynundaki kıllar için de Tonic’ten yararlanılmış.



Okunma Sayısı : 4313
Son güncelleme : 09.12.2013 14:37
"Anasayfa"
bölümünde ara
ARA
Eğlence & Aktiviteler   Kültür & Sanat   Medya & Yayın   CiciPedia    

Tüm hakları saklıdır. Telif hakkı © cicicee.com 2008-2014. Bu sitenin içeriği tasdix'lenmiştir.

www.cicicee.com sitesinde yer alan her türlü yazı, resim ve illüstrasyon hiçbir şekilde basılı, ya da elektronik ortamda kaynak belirtmeden ve izinsiz olarak iktibas edilemez.

www.cicicee.com genel nitelikli bilgilendirme portalıdır ve sadece eğitim amaçlıdır. Kendiniz veya çocugunuz ile ilgili tüm sorunlarınızı mutlaka bir uzmana danışmalısınız. Lütfen portalı kullanmaya başlamadan önce Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası'nı okuyun. Bu portalı kullanmanız Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası'nı kabul ettiğiniz anlamına gelir.